SON DAKİKA

AFETLERİN İNSAN DOĞASINA ETKİLERİ NELERDİR?

Yazının Giriş Tarihi: 29.01.2025 11:21
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.01.2025 11:22

İnsan Doğası nedir?
Filozoflar arasında insan doğası nedir konusunda fikir ayrılıkları görülse de hemen hemen bütün filozofların hemfikir olduğu bir nokta vardır ki o da insan doğası her ne ise bu doğanın eğitilebilir bir doğa olduğu fikridir. Öyleyse biz insan doğası için doğuştan itibaren sahip olunan yetilerin (düşünme, hissetme, eylem) tümüdür diyebiliriz. İnsan olmanın bir özelliği olan bu yetilerin nasıl oluştuğu, insan zihnide doğuştan mı yoksa içine doğduğu toplum tarafından eğitimle mi kazandırıldığı tartışmalıdır.
İngiliz düşünür John Locke’ a göre insan zihni doğuştan “boş levha” (tabula rasa) gibidir. Yani doğduğumuzda hiçbir fikrimiz yoktur. Bir başka düşünür David Hume ise insanın doğayı ve doğada karşılaştığı her türlü olayı anlamlandırmasını, kendi deneyimleriyle kazanılabilecek bir durum olarak ifade eder. Bu düşünürlere kaderci filozoflar her şeyin doğuşla belirlendiğini ileri sürerek karşı çıkar ve özgür irade çıkmazını yaratırlar.
Bütün bu fikirlerin sorunlu ve çok değişken olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü insanın doğasını etkileyebilecek o kadar çok çeşitli unsur var ki! Örneğin çevre, genler, coğrafya, zaman ve mekân…Bütün bu unsurlar bizi biz yapan ve doğamızda baş rol oynayan etkenlerin belli başlıları olarak görülmektedir.
Bir başka düşünürle biraz daha eskiye gidelim isterseniz. Antik Yunan filozofu Platon insanın doğuştan getirdiği bazı özellikleri kabul eder fakat bu özelliklerin eğitim aracılığıyla değiştirilebileceğini öne sürer. Platon’ a göre eğitim insan doğasına bir müdahaledir. Çünkü Platon insanın istenilen kalıba sokulabileceğini, bunun gerçekleşebilmesi için de eğitime küçük yaşta başlanması gerektiğini söyler. Platon insanların genç ve körpe çağda hangi kalıba sokulmak istenirse o kalıba sokulabileceğini, doğanın yarattığı bir ruh varsa bile bunun ancak çocuklukta değiştirilebileceğine inanır. Başka bir deyişle ağaç yaşken eğip bükülür ki toplumun düzeni ve huzuru sağlanabilsin.
Velhasıl, insan dediğimiz türün doğal yapısının orijinal olup olmadığı yüzyıllardır olduğu üzere tartışıladururken, afetlerin bu doğaya etkisinin de çok değişik şekillerde olacağını kabul edelim. Afetler (cereyan eden hadise) özü gereği olay olmaktan çıkıp olguya dönüştüğünde insan muhasebe yapar ve hadiseyi anlamaya çalışır. Neden, nasıl ve niçin bu olay benim başıma geldi diye sorgular. Bu sorgusu kendi doğal süreci içerisinde bulacağı cevapları getirir aklına. Zihin ne ile doluysa yaşanılan olay da onu kanıtlar. Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği bilinçtir. Yani İNSAN = BİLİNÇ’ tir diyebiliriz.
Bizim “gerçek” diye duyularla algıladığımız her şey zihinsel temsillerimizi üretir. Böylece dünyaya kendimizce anlam verir, mana yükleriz. Öyle ki alışkanlıklar, davranış, fikir, tutum, kalıpyargı dediğimiz bizi biz yapan özelliklerimizin hepsi, deneyimlerimizin bir ürünü olarak ortaya çıkacaktır. Bu deneyim ve yorumlarımızı ise daha önce edinmiş olduğumuz bilgi ve deneyimleri karşılaştırarak anlamlı hale getiririz.
Anlamlı hale getirdiğimiz bu bilgiyi kaydeder ve bizleştiririz. İçselleştirdiğimiz bilginin bizdeki soyut karşılığı başka birisinde farklı tezahür edecektir. Çünkü her birey aynı nesne ya da olayı farklı şekillerde algılar, anlamlandırır ve onun hakkında zihninde farklı bir soyut izlenim oluşturur. Dolayısıyla aynı nesne ya da olay farklı bireylerce farklı soyut anlam ve değerlendirmelere konu olmuştur. Farklı kültürlerde bu çizgiler daha keskin olarak kendisini gösterir. Yani aynı kültüre sahip bireyler ne kadar farklı anlamlar üretse de bu anlamlar diğer kültürlerin üyeleriyle benzeşmeyecektir.
Öyleyse; İnsan Doğasını Afet Nasıl Etkiler?
Afetler çok çeşitlidir. Aniden meydana gelirler. Maddi ve manevi kayıplara sebep olurlar. Evler yıkılır, barajlar patlar, insanlar savaşır ve birbirini öldürür, bombalar binlerce insanı yok eder. Bir virüs yaşam alanlarımızı esir alır, bizi hapseder veya öldürür. Çevremiz yanar, yıkılır, tahrip olur. Her türlü madde zarar görür, bozunuma, değişime uğrar. İnsanın anlam yüklediği maddenin hal değiştirmesi, bireyin duygu ve düşün dünyasında devrimlere sebep olur. Çevresinde bulunan diğer canlıların olumsuz etkilendiği bu hadiseler sonrasında, olumsuz düşünceye kapılması insanın doğası gereğidir. Çünkü insan yeryüzünde güven içerisinde olduğunu düşünerek yaşar. Bu güvenin sarsılması, maddi ve manevi kayıplarla gerçeğe dönüşmesi insanda şok etkisi yaratır. Bu şok birçok psikolojik sağlık sorununa yol açar. Kaygı, stres, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu bunlardan birkaç tanesidir.
Afetlerin yaratmış olduğu maddi ve manevi kayıpların zararlarının olumsuz yansımaları insanlar üzerinde etkisini uzun zaman sürdürür. Hatta davranış ve kişilik değişikliklerine, hayatı sorgulayıp yeniden anlam yüklemeye, daha temkinli ve planlı yaşamaya, hayatın getirdiği sorunlara karşı direnç geliştirmeye, dayanışma ruhunun toplumda hayat bulması gibi olumlu ve olumsuz sonuçlara yol açar.
Dünya’da ve Türkiye’ de her yıl binlerce kişi yaşanılan afetlerde farklı şekillerde etkilenmektedir. Afetler fiziki yapıyı bozduğu kadar sosyal dokuyu, ekonomik düzeni ve psikolojik vakaları arttırması nedeniyle de insan doğasını olumsuz etkilemektedir. İnsan, dünyanın güvenli bir yer olduğunu, kendisinin de güvende olduğunu ve zarar görmeyeceğini zannederek büyür ve yaşar. Bu ruh hali yaşamımızı huzurlu geçirmek adına en önemli temel ihtiyaca dayalı inancımızdır. Oysa yaşamımızdan kaynaklı her türlü afetin, hayat döngümüz içerisinde karşımıza bir türlü çıkması durumu, bu temel inancın sarsılmasına neden olabilecektir. Güvende olduğumuza yönelik algı yerini tehdit ve zarar görme algısına, tehlikeli bir dünyada yaşadığımız algısına bıraktığında, insanoğlu stres ve depresyondan kurtulamayacaktır. Dünyanın artık güvenli bir yer olmadığını düşünen insan nesli huzurunu kaybedecek ve daha karamsar bir ruh haline bürünecektir.
Bu durumda, ülkemiz insanının en az zarar görebilmesi adına, şu andan itibaren birtakım önlemler planlanıp, geliştirilerek uygulamaya sokulmalıdır. Tabi ki ulaşılmak istenen amaç, bir bütün olarak toplumu afetlere karşı dirençli hale getirmek, hazırlamak ve korumak olmalıdır. Gelecekte dünyayı ve bizi etkileyecek olan istikrarsızlığın artacağı, beklenmeyen boyutlarda afet ve acil durumlara neden olacağı öngörüsüyle hazırlık politikalarımızı oluşturmalıyız. İnsan, geçmişte yaşananlarla ilgili her istediğini söyleyip, söyletebilir; çünkü ölüler itiraz edemezler. Ancak gelecekte bizi nelerin beklediğinin en iyi falcısı, geçmişte başımıza gelenlerdir. Geçmiş, en iyi ses veren uyarma sistemi ve kâinatın vicdanıysa, neden bir ergen gibi davranıyoruz? Beklenmeyene hazır olmak adına geçmiş yaşanılanlardan ders çıkarmalı, nasıl davranılması, neler yapılması gerekiyorsa acilen yaşam biçimimiz haline getirerek, içselleştirmeliyiz.

Son Söz:

Afetler korkuyla beklenecek bir olgu olmaktan, başa çıkılabilir bir olguya dönüştürülmeli, toplumun yeterlilik direnci ve bilinci geliştirilmelidir. Afete duyarlı yaşam kültürü oluşturulması amacıyla ihtiyaç duyulacak ve yapılacak tek şey vardır. Samimi olmak!..
Velhasıl, doğa yasalarına uygun yaşamayan, saygı duymayan ve karşı gelip aykırı davranan ve bunun bedelini maddi-manevi büyük zararlarla ödeyen insan özelinde Türk vatandaşının afete duyarsız yaşamı sorgulanmalı, oluşturduğu ve adına devlet dediğimiz organizasyon da bu anlamda aynada kendisine tarafsız gözle bakarak, yerel çıkarlar için evrensel gerçeklere arkasını dönmemelidir. Aksi bir tutum ve durum afet ve acil durum olarak her zaman hayatımızın içerisindeki ritmini yüksek sesle dillendirmeye devam edecektir.
Afetsiz günler dileğiyle…

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
logo
Bursa 5n1k En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.